sosyal ikilem

THE SOCIAL DILEMMA – SOSYAL İKİLEM

  “Telefonumu elime aldığımda saatlerin nasıl geçtiğini bilmiyorum. Daha geçen gün bir kazak bakmıştım, sosyal medyada kazak reklamları karşıma çıkmaya başladı” gibi cümleler, son zamanlarda hepimizin aşina olduğu cümleler haline geldi. İlk zamanlarda çoğu firma veri hırsızlığını reddetse de, kişisel bilgilerimizin çalındığı günümüz dünyasında artık bilinen bir gerçek.

          The Social Dilemma (Sosyal İkilem) yakın zamanda Netflix’e yüklenen, Jeff Orlowski yönetmenliğinde çekilmiş film tadında bir belgesel. Pinterest’in kurucusu ve üretim müdürü Tim Kendall, sanal gerçeklik kavramının öncüsü Jaron Zepel Lanier, Facebook ‘like butonunu’ icat eden Justin Rosenstein ve Google’da tasarım etiği üzerine çalışmış, Silikon Vadis’inin vicdanı takma adıyla bilinen Tristan Harris gibi teknoloji departmanından ünlü isimler belgeselde konuk olarak bulunuyor.

       

Ölümlülerin hayatına giren tüm büyük olaylar beraberinde lanet getirir.

sophacles

          Sofokles’in bu sözüyle başlıyor sosyal ikilem. Yer yer yukarıda saydığımız isimlerle soru cevap kesitleri, yer yer sosyal medya-teknoloji bağımlısı bir ailenin hayatından kesitler veriliyor. Özellikle Covid-19 virüsünün hayatımıza girmesiyle birlikte, günümüzün çoğunu ekrana bakmakla geçiren biz gençler için gerçekten izlenmesi gereken bir yapım.

          “Bir insanın hayatında iki büyük gün vardır; doğduğu gün ve neden doğduğunu keşfettiği gün.” der William Barclay. Hepimiz hayatı sorgulamaya başladığımız andan beri onu anlamlandırma çabası içine de gireriz. Bu süreçte aile ve sosyal çevre gibi dış faktörler hayatı nasıl algılayacağımız konusunda bizi yönlendirirler. Fakat hayatımızı anlamlandırmada artık başka bir faktör daha var: Sosyal Medya.

          Hepimiz adeta büyülenmiş gibi kafamızı bir ekrana yöneltip nasıl giyinmemiz, düşünmemiz ve yaşamamız gerektiğini söyleyen bir sanal dünyada gerçekliğimizi unutmaya başladık. Artık hastalıklarımızı belirleyen sosyal medya uygulamaları (snapchat dysmorhia), gerçeklik algımızı belirleyen sahte haberler ve adalet sistemimizi belirleyen linç medyası mevcut. Bu gözetim kapitalizminden sadece kullanıcıların değil, sistemin yapımcılarının bile kurtulamadığını belgeselde zaman zaman görüyoruz.

“Tarihte daha önce 20-25 yaş arası 50 tasarımcı Kaliforniya’da oturup iki milyar insanı etkileyecek kararlar vermemişti hiç.”

          Zamanında ‘like butonu’ sevgiyi yaymak amacıyla oluşturulunca, ‘like’ sayısının azlığı yüzünden kendini yetersiz hisseden gençlerin intihar edebilme ihtimali tahmin edilemediği gibi, insanlar fikirlerini özgürce paylaşabilsin diye Twitter kurulduğunda, IŞİD ve Irkçı Beyazlar gibi radikal örgütlerin kendine destekçi bulabileceği de tahmin edilmiyordu. Peki, toplumu şekillendirmede bu kadar etkili olan sosyal medya uygulamaları bizi ne amaçla ekranda tutmayı hedefliyor?

           En temel özgürlüklerin bile paralı olduğu günümüz dünyasında bedava zannettiğimiz ürünlerin de aslında bizi, yani dikkatimizi pazarladığını belgeselde güzel bir şekilde açıklıyor. Sosyal medya uygulamalarının kazancı genel olarak reklam verenlerden geliyor ve ekranda ne kadar uzun süre durabilirsek kullanıcılar o kadar uzun süre reklam izlemek zorunda kalıyor. Biliyoruz ki reklamın temel amacı doğru alıcıya ulaşmaktır ve veri hırsızlığı sayesinde de reklam verenler doğru alıcıya rahatlıkla ulaşabiliyor. Kaliteli reklam için kaliteli tahmin gerekir, sosyal medyadaki veri hırsızlığı ise tam olarak bunu sağlıyor. Kobay faresi gibi sürekli olarak bize seçimler yaptırıp pazarlayabilecekleri en uygun ürünü bize dolaylı yoldan gösteriyorlar. Evet, adeta kobay faresiyiz ama kanser tedavisini bulmak için değil, şirketleri zengin etmek için kullanılıyoruz.

       

 

  Bu yararlı platformlar sayesinde dünya çapında anlamlı sistemsel değişimler yaşandı, madalyonun öteki yüzü noktasında sadece saftık bence.

tim kendall

          Algoritmalar kodlara gömülü fikirlerdir ve ticari çıkar odaklı çalışırlar diyor Cathy O’Neil Sosyal İkilem belgeselinde. Hangi resme ne süreyle baktığınıza kadar detaylı verilerin sistemlerde değerlendirilmesi sonucu adeta bizim kimliğimize ulaşılabiliyor. Denetlenmeyen sistemlere aktarılan bu veriler sayesinde algoritmalar ne zaman üzgünüz, ne zaman depresifiz, ne bizi mutlu ediyor gibi bilgileri zamanla daha iyi algılıyor ve açıkçası “kişiliğimizi” daha iyi tanıyorlar. Bize sürekli seçim yapmaya zorlayarak kimlik haritamızı oluşturduktan sonra kişiliğimize uygun manipülasyon teknikleri ile istedikleri şeyi daha rahat yaptırıyorlar. Hiç aklınızda yokken sipariş ettiğiniz bir şey illaki olmuştur, acaba neden?

           Bu kodları yazan kişilerin psikolog olmadığını varsayarsak, sistemin asıl amacını dopamin salgılatmak olarak açıklayabiliriz. Dijital emzik diyebileceğimiz sosyal medya uygulamaları artık çoğumuz için sorunlarla geçici olarak başa çıkma yöntemi. Geçici dopamin salgılanmasıyla uyuşturulan beyinleri kısır bir döngüye sokup, sonrasında tekrar aynı döngüye sokma isteği uyuşturuculardan tanıdık gelebilir.

Müşterilerine kullanıcı diyen iki sektör var; yasa dışı uyuşturucu ve yazılım sektörleri.

edward tüfte

           Hepimiz kabul etmeliyiz ki sosyal medya ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte organ bağışları, kayıp insanların birbirine kavuşması, bilgiye kolay ulaşım, hayatın pratik hale gelmesi, insanların birbiriyle mesafe fark etmeksizin tanışabilmesi gibi pozitif gelişmeler de yaşandı. 1960’lardan beri 1 trilyon kat gelişen işlemci hızının yanında insan beyni neredeyse hiç evrilmedi. Bunun sonucunda öz değer ve kimlik algısında bozulmalar; gençlerde depresyon ve anksiyete oranında artış; kaygılı, kırılgan, depresif bir yeni nesil ve satışa çıkarılan bir demokrasi, varoluşumuzu tehdit etmeye başladı. Sosyal İkilem belgeselinde de belirtildiği gibi asıl problem sosyal medyanın toplumun kötü yönlerini ortaya çıkarabilme becerisinde. Son zamanlarda izlediğim en ilgi çekici belgesel olan Sosyal İkilem’in de sonunda dediği gibi get out of the system.

.

Ütopya ile tarihe karışmak arasında son ana dek kıl payı farkla ilerleyen bir bayrak yarışı olacaktır.

Buckminster FULLER

İnternet sitesi http://kulturmantari.org/
Yazı oluşturuldu 4

Bir Cevap Yazın

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

%d blogcu bunu beğendi: