THE DEVIL ALL THE TIME

          Bir süredir beklediğim, Donald Ray Pollock’un aynı isimli romanından uyarlanan Netflix filmi geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Tanıdık yüzlerin fazla olması ve Netflix filmi olması nedeniyle temkinli yaklaşmış olsam da genel hatlarıyla başarılı bir filmdi. Senaryonun, oyuncuları yüzüstü bırakmadığını söyleyebilirim.

          Film, inanç, cehalet ve Amerikan kırsalındaki hayat üzerinden anlatılıyor. Ailelerden alınan trajik miraslar sonraki jenerasyonun peşini bırakmıyor ve bu bir kısır döngü halini alıyor. Çocuklar fark etmeden ailelerinin ayak izlerini takip ediyor ve neredeyse aynı yerlere basıyor. Farklı tarihlerde yapılan aynı hatalar da denebilir. Bu tesadüf ve benzerlikler benim oldukça hoşuma gitti. 1960’larda bile oldukça kapalı bir yaşam sürüldüğünü ve cehaletin ölümde bile yeniliğe izin vermediğini görüyoruz. Ölüm demişken filmde oldukça fazla ölüm ve cinayet söz konusu. Bana Coen Kardeşler tarzını anımsattı film-ki bu oldukça büyük bir artı. Suç-drama türünün güzel bir örneği ancak gerilim kategorisine uyduğu söylenemez.

           Filmde çok fazla karakter ve anlatılması gereken  çok fazla hikaye vardı. Film değil de mini dizi olsaydı bambaşka bir olay olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Filmin eksik ya da belirsiz kaldığını söyleyemem. Tam zamanında ve yerinde bitmiş ölçülü bir filmdi. Yapılmak istenen yapılmış ve tamamlanmış. Bu nedenle başarılı.

          Filmde aynı zamanda bir anlatıcımız var ve bu kişi kitabın yazarı Donald Ray Pollock. Bu sevdiğim bir ayrıntı oldu. Tanrısal bakış açısıyla hikayeyi anlatıyor ve izleyiciyi yorumlama zahmetinden kurtarıyor.  Bize yalnızca izleyici olmak düşüyor. Filmin başarısındaki temel faktör buydu bana göre: Kitaba sadık kalmak ve yazarı filme dahil etmek.

          Oyunculara gelecek olursak son yıllarda oynadığı filmleri dikkatle seçen ve kendini tekrar tekrar kanıtlamış Robert Pattinson’ı  Güneyli, yozlaşmış  rahip rolünde izliyoruz. Her türlü rolün altından başarıyla kalkabileceğini 7. kez falan göstermiş oldu (Tamam unuttuk Alacakaranlık’ta oynadığını). Diğer oyuncular Güneyli aksanı için eğitim alırken Robert aksanına kendisi çalışmış ve kamera karşısına geçmeden yönetmene bile göstermeyi reddetmiş. Güney aksanı profesörü olmamakla birlikte bana pek de iyi gelmedi.  Marvel evreninden tanıdık simalar da vardı. Tabi ki başrolümüz Tom Holland asi, ailesine düşkün genç rolündeydi. İyiydi başarılıydı ama onu Spiderman olarak izlemeye alışmış olan benim için sert kavgacı çocuk rolü birazcık minicik eğreti duruyordu. Tabi bu benim problemim.

Filmin en çok keyif aldığım kısımları Bill Skarsgård’ ın hikayesinin anlatıldığı bölümdü. İsveç asıllı oyuncu başarılı aksanıyla role oldukça yakışmıştı. Seviyorum bu adamı. Harry Potter’ın gıcık kuzeni Dudley olarak tanıdığımız Harry Melling’in oyunculuğunu çok çok iyi buldum. Aynı şekilde Jason Clarke, filmde nispeten az görünse de karakteri kilit roldeydi ve bunu birkaç sahneyle bize anlatmayı başarmıştı. Oyunculuk açısından yan roller daha ön plandaydı genel itibariyle. Sınırlı ekran süresine sahip karakterler hikayenin temelini oluşturuyor ve olayları besliyordu.

Uzun lafın kısası iddiasız temiz bir film olmuş. Keyifle izlediğim ve sevdiğim filmler arasına girdi.

Yazı oluşturuldu 2

Bir Cevap Yazın

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

%d blogcu bunu beğendi: