FLEABAG (IMDB 8,7/10)

Fleabag, aynı isimli oyundan uyarlanan ve 2016 yılında Amazon Prime’da yayınlanmaya başlayan İngiliz komedi dizisidir. 2 sezondan oluşan dizi toplamda 48 ödül ve 55 adaylıkla dizi sektörüne adını altın harflerle yazdırmıştır.

Dizinin ve de oyunun senaristi olan Phoebe Waller-Bridge’i aynı zamanda başrolde izliyoruz. Dizi Londra’da modern yaşamın ortasında zeki, cazibeli ve üzüntüden dağılmış bir kadının dokunaklı hikayesini anlatıyor. Karakterimiz kendisine yardım etmeye çalışanlara izin vermiyor ve cesaretini toplayıp tek başına iyileşmeye çalışıyor.

“Fleabag” İngilizcede “pasaklı kadın” anlamına geliyor. Phoebe’nin dediğine göre bu isim ailesinin ona taktığı bir lakapmış. Aslında dizi biyografik olmasa da bazı sahneleri oyuncunun kendi hatıralarından oluşmaktaymış. Bu senaryo, bir arkadaşının kendisine 10 dakikalık bir stand-up taslağı hazırlaması konusunda meydan okumasıyla ortaya çıkmış. The Killing Eve dizisinin senaryosunu yazarken de karakterler kafasında şekillenmeye başlamış ve onlar hakkında notlar almış. Dizide “Godmother” rolündeki Oscar ödüllü oyuncu Olivia Colman ile daha önce pek çok projede birlikte çalışan Phoebe, bu rolü yazarken Olivia’yı düşünmüş ve rolü de ona teklif etmiş. İyi ki de öyle yapmış çünkü ortaya müthiş bir performans çıkmış.

Dizinin kendine has bir dinamiği ve işleniş şekli var. Örneğin ismi söylenen yalnızca iki ana karakter var. Başrolümüzün bile adını öğrenemiyoruz. Kendisine hiçbir zaman ismiyle hitap edilmiyor. Bir de  karakterimiz sürekli 4. duvarı yıkarak izleyiciyle konuşuyor ya da kameraya imalı bakışlar atıyor. Dizinin en büyük cazibesi ve başarısı buydu ve bana kalırsa bu yöntemin en başarılı kullanım şekillerinden biriydi.

Karakterler derinlikli bir şekilde ve zekice yazılmış. Hepsi hem çok orijinal hem de oldukça gerçek bu nedenle insan izlerken irkiliyor. Espriler, olaylar herkesin hayatından parçalar bulabileceği türden. Toplumsal konular hakkında hicivler, feminizm, kadın-erkek ilişkileri ve kardeşler arasındaki inişli çıkışlı ilişki de dizide işlenen konular arasında. Dizideki kadın karakterler oldukça güçlü ve baskın yapıda.

Başrolümüz aşırı bağımsız, korkunç derecede zeki ve kendine has bir yaşam tarzı var. Her şeyi şakaya vuran ve ciddiyetsiz biri olsa da bunu savunma mekanizması olarak kullandığını ve aslında içinin kırık dökük olduğunu görebiliyoruz. Hem güldüren hem de ağlatan bir dizi ve bunun için aşırı efor sarf etmiyor bile. Çok doğal ve akıcı olması da yıldızını parlatan bir diğer faktör.

Dizi aynı zamanda son zamanlarda izlediğim en tatlı aşk hikayesine de sahip. Sherlock’un Moriarty’si Andrew Scott’u dizide görünce mutluluktan şampanyalar patlattım. Bu adam kendi dizisini hak ettiğini bir kez daha kanıtladı ve otoriteler de bunu fark etmiş olacak ki kendisi Talented Mr. Ripley filminin dizi uyarlamasında başrolü kaptı. Ve bunda Fleabag’teki Hot Priest rolü oldukça etkili oldu. Phoebe bir röportajında karakterin adının “Priest” olduğunu ancak diziyi izleyen kitlenin karaktere “Hot Priest” demesi üzerine ismin bu şekilde kaldığını söylüyor.

Birbirinden başarılı oyunculuklarıyla, farklı tarzıyla, güzel müzikleriyle ve samimi bir hikayesi olması nedeniyle en sevdiğim diziler arasına girdi. İzlemeye doyamadık. İzleyin, izlettirin.

Yazı oluşturuldu 2

Bir Cevap Yazın

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

%d blogcu bunu beğendi: