Simülasyon Teorisi

SİMÜLASYON TEORİSİ NEDİR? SİMÜLASYONUN İÇİNDE Mİ YAŞIYORUZ?

  Matrix üçlemesini izleyen hemen hemen herkes en azından bir kere simülasyonda yaşayıp yaşamadığını sorgulamıştır. Son zamanlarda popülerliği iyice artan simülasyon teorisini kısaca anlatmak gerekirse, benliğimiz ve yaşadığımız evren de dahil olmak üzere algıladığımız her şey bir simülasyon ürünüdür ve her birimizin hayatı, yaşadığı acılar ve deneyimleri bir kod parçasından fazlası değildir.

          İlk bakışta adeta bilim-kurgu filminden fırlamış bir fikir gibi gelse de, Simülasyon Teorisi son zamanlarda içinde Neuralink projesiyle gündeme gelen Elon Musk ve Harvard Üniversitesi mezunu astrofizikçi Neil deGrasse Tyson gibi destekçileri barındırmaktadır.

GERÇEKTEN YAŞIYOR OLMA İHTİMALİMİZ MİLYARDA BİR

          Her şey bir simülasyon mu? Matrix içinde mi yaşıyoruz? Gerçeğin gerçek olduğunu nereden bilebiliriz? Simülasyon argümanı gerçekte nedir ve ne kadar gerçekçidir? Simülasyon teorisinin doğruluğu yönünde kanıtlar var mıdır? Biz gerçek miyiz gibi soruların cevabını konuşmadan önce Elon Musk ve Neil deGrasse Tyson’ın bu konuyla ilgili söylemlerini okumakta fayda var.

          2016 yılında katıldığı bir TV programında Elon Musk şöyle söylemiştir:

    

40 yıl önce elimizde sadece PONG isimli PC oyunu vardı. İki dikdörtgen ve bir nokta. 40 yıl sonra, günümüzde ise elimizde fotoğraf gerçekçiliğinde milyonlarca insanın aynı anda oynadığı 3 boyutlu simülasyonlar var ve her yıl daha iyiye gidiyor. Yakında sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik gibi teknolojiler olacak. Hangi ilerleme hızını kabul ederseniz edin, oyun ve gerçeklik ayırt edilemez olacak. Sonuçta öyle görünüyor ki asıl gerçeklikte, mutlak gerçeklikte olma ihtimalimiz milyarda bir.

      

Ayrıca konuyla ilgili astrofizikçi Neil deGrasse Tyson şunları söyler:

         

Bugünkü bilgisayar teknolojisine baktığınızda, dünyayı bir bilgisayarda simüle edebileceğiniz bir gücünüz vardır. Gelecekte bundan daha çok teknolojinizin olacağını hayal edin. Hür iradeye sahip simülasyon karakterleri yaratabilirsiniz. Simülasyon karakterinizin hür iradesiyle, kendi dünyasında bir bilgisayarda bir dünya simüle etmek istediğini düşünün. Daha sonra o dünyadakiler de bilgisayarlarında bir dünya yaratır ve uzun bir simülasyon zinciri oluşur. Tüm bu evrenlerin içine bir dart oku atsanız hangisine denk gelir? Her şeyin başladığı orijinal evrene mi? Yoksa sonsuz simülasyonlardan birine mi? İstatistiksel olarak tüm insanlık, ailesinin evinde bir bilgisayarda bir dünya simüle eden bir çocuk tarafından eğlence amaçlı yaratıldı.

RÜYADA İNSAN OLDUĞUNU GÖREN KELEBEK MİYİM, KELEBEK OLDUĞUNU GÖREN İNSAN MI?

           Simülasyon teorisi son birkaç yılda popülerliği artan bir teori olmasına rağmen kökeni MÖ 4. yüzyıla kadar dayanır. Taoizm felsefesinin kurucusu Chuang Tzu, bir gün rüyasında kelebek olduğunu görür ama uyandığında, rüyasında kelebek olduğunu gören bir insan mı yoksa rüyasında kendisini insan olarak gören bir kelebek mi olduğunu anlayamaz. Simülasyon teorisi varlığın gerçekliğini sorgulayan bir teori olduğu için felsefi boyutu olan bir teoridir ve tarih boyunca mutlak gerçek nedir sorusunun cevabını arayan filozofların da ilgi alanına girmektedir.

GERÇEK NEDİR?

        Peki bilimsel açıdan bakacak olursak gerçeğin kendisini nasıl tanımlayacağız?

        İşin aslında, gerçeklik dediğimiz her şey duyu organlarımızın beynimize ilettiği sinyallerden ibarettir. Ve sırf bu sinyaller yüzünden aynı olayı bazen farklı algılayabiliriz. Bazen bir yaranız kanadığında onu fark edene kadar acı hissetmeyip kanamayı görünce acıyı hissettiğimiz olmuştur. Aynı şekilde görmediğimiz benzer aromalardaki yemeklerin tadını ayırt etmekte zorlanırız. Peki, görme duyusu bu kadar önemliyse gördüğümüz için yanıldığımız bir olay var mıdır?

         Dean Burnett, The Idiot Brain kitabında özellikle göz-ses senkronizasyonunun bir sonucu olarak insanın algıladığı seste yanılabileceğini göstermiştir. Siz de belki ilk kez dinlediğiniz bir şarkının bazı sözlerini yanlış algılayabilirsiniz hatta kimse sizi düzeltmezse şarkı zihninize yanlış haliyle kazınacaktır. Bu duruma McGurk etkisi denmektedir. Aşağıdaki videoda siz de bu etkiyi deneyimleyebilirsiniz. Karanlık madde dediğimiz evrenin yaklaşık yüzde 74’ünü oluşturan maddeyi elektromanyetik dalgalarla etkileşim yapmadığı için uzaydaki diğer cisimler üzerindeki çekimsel etkisi ile anlıyoruz ve kim bilir daha algılayamadığımız oluşumların sınırını ne düzeyde bilemiyoruz. Bir şeyleri sadece belli sabitleri kabul ederek öğrenebiliyoruz. Kısacası beyin deneyime dayalı bir tür zihinsel kalıplar üreterek algılarını onun üzerinden yorumlamaya çalışır.

SİMÜLASYON TEORİSİNİN GEÇERLİ OLMASI İÇİN 3 VARSAYIM KABUL EDİLMELİDİR

          Konrad Zuse ilk programlanabilen, sayısal ve hafızalı bilgisayarı icat ettiğinde (ZUSE Z1), bilgisayar saniyede sadece iki işlem yapabiliyordu. Günümüzde bundan 27 trilyon kat daha hızlı bilgisayarlar üretebiliyoruz. Bu hızlı gelişim aşırı gerçekçi simülasyonları insanlığın yapabileceğini ve insanların kendi evrenlerini yaratabileceği insan ötesi evreye ulaşabileceğini gösteriyor.  Simülasyon teorisi için üç varsayımda hemfikir olmak gerekiyor.

  • EVRENDEKİ HERHANGİ BİR ŞEY KESİNLİKLE SİMÜLE EDİLEBİLİR OLMALIDIR

Birinci varsayıma göre; insan bilincinden mikrobiyolojiye, nükleer kimyadan kuantum mekaniğine kadar her şeyin bilgisayar tarafından simüle edilebilir olması gerekmektedir. Eğer bazı oluşumlar simüle edilemiyorsa simülasyon teorisi geçersiz oluyor ancak günümüzde anladığımız kadarıyla evrenin determinist yapısı sebebiyle oluşan hemen hemen her şeyi modellemek mümkün.

  • İNSANIN EVRENDEKİ YERİ BENZERSİZ VE ÖZEL OLMAMALIDIR

İkinci varsayıma göre insanın evrendeki yerinin diğer oluşumlardan ve türlerden farklı olmaması gerekiyor. Yani insan dediğimiz dünyaya hükmeden türün evrimsel süreçlerle ortaya çıkması ve insan bilinci dediğimiz yapının da evrimin bir parçası olması gerekiyor. Eğer bilinç kavramı doğal yollarla oluşmuyor ise simülasyon teorisinden bahsedemeyiz çünkü ilk simülasyonu yapabilme potansiyeline evrilen hiçbir varlık olmayacaktır. Ancak bu varsayım da günümüzdeki evrimsel bulgular sayesinde kabul edilebilir çünkü bilincin doğal basamakları çözülmeye devam edilmektedir.

  • TEKNOLOJİ YIKICI DEĞİL YAPICI OLMALIDIR

Üçüncü varsayıma göre teknolojinin olumlu yönde ilerlemesi gerekiyor. İnsanlar tarih boyunca bazen milyonlara varan derecede birbirini katletse de özellikle son zamandaki barışçıl dönemi düşünecek olursak teknoloji yapıcı bir şekilde ilerliyor diyebiliriz. Eğer evrimleşen bilinçler teknolojiyi doğru yönetme kapasitesinde değilse simülasyon teorisinden bahsedilemez. Yani sadece simülasyon üretecek kadar zeki olmak yetmiyor kendimizi yok etmemeyi de becerebilmek zorundayız.

 SONUÇ: HEPİMİZ BİR SİMULASYONUN PARÇASIYIZ

          Eğer bu 3 varsayım doğru ise neredeyse kesin olarak bir simülasyonun ürünüyüz. Belki bir ihtimalle bizden önce bazı bilinçler ortaya çıkmış, medeniyetler evrimleşmiş ve bu medeniyetler kendi geçmişlerini simüle etmek istemiş olabilirler. Şu an evrimsel biyoloji için simülasyonlar yapılmaktadır ve belki bizim gelecekteki atalarımız kendi geçmişlerini simüle etmek için bizi oluşturmuşlardır. Eğer bu ihtimaller doğru ise bizler sadece kod parçalarından oluşuyoruz.

          Bu bilimsel ve felsefi argüman 2003 yılında Oxford Üniversitesinden filozof Nick Bostrom tarafından ortaya atıldı. Bostrom yayınladığı “Bir bilgisayar simülasyonunda mı yaşıyorsunuz?” makalesinde aşağıdaki 3 olasılıktan birinin gerçek olma ihtimalinin neredeyse kesin olduğunu iddia etti:

OLASILIK 1-  KENDİ EVRENİNİ TASARLAYABİLECEK TEKNOLOJİYE HİÇBİR TÜR HİÇBİR ZAMAN ERİŞEMEYECEKTİR

         Bu olasılığa göre insanlık ve benzeri medeniyetler hiçbir zaman kendi evrenini simüle edebilecek teknolojiye erişemeyecektir. Teorik ve teknolojik imkânsızlıklar, zekânın sınırı ve hatta savaşlar bile buna neden olabilir ancak son yıllarda geldiğimiz noktaya bakılacak olursa bu olasılık pek beklenen bir sonuç değildir. Daha şimdiden evrim ve kozmolojide ufuk açıcı simülasyonlar yapılabilmiştir.

OLASILIK 2- MEDENİYETLER SİMÜLASYON YAPMAYI TERCİH ETMEYECEKLERDİR

         Bu olasılığa göre medeniyetler insan-ötesi evreye ulaşabilecek ancak bir şekilde kendi simülasyonlarını yapmayı tercih etmeyeceklerdir. Belki etik açıdan uygun bulmayacaklar belki de bunu demode bulacaklar, bilemeyiz, çünkü bir hayvanın bizim simülasyon yapma amacımızı anlamasını bekleyemeyiz. Aynı şekilde biz de başka medeniyetlerin simülasyon yapmama amacını anlayamayız. Ama eğer birçok medeniyet kendini evrimleştirebildiyse, en azından bir tanesinin bu simülasyona ilgi duyması büyük ihtimaldir.

OLASILIK-3 BİR SİMÜLASYONDA YAŞIYORUZ

          Bu olasılığa göre daha önce anlattığımız gibi her şey simülasyonun bir parçasıdır. Daha önce de bahsettiğimiz gibi deneyimlediğimiz ve algıladığımız her şey simülasyonun ürünüdür. Ve hatta simülasyonun içindeki simülasyonun içindeki bir simülasyonun ürünüyüz. Bizim simülasyon yaratacak ilk tür olma ihtimalimiz simülasyonda yaşayan bir tür olma ihtimalimizin yanında çok küçük kalıyor.

         Bastrom bizim simülasyonda yaşadığımızı doğrudan söylemez sadece 3 olasılıktan birinin doğru olması gerektiğini söyler ancak ilk iki olasılığın pek muhtemel olduğu söylenemez. Ayrıca fizikteki bazı gerçeklerin açıklamasına da simülasyon teorisi yardımcı olmaktadır. Örnek vermek gerekirse:

SİMÜLASYON TEORİSİ VE BİLİMSEL GERÇEKLER

         Bir resmi gerçek görüntüden ayıran temel şey yakınlaştırdığımız zaman gördüğümüz piksellerdir. Bir resimde sınır vardır ama gerçek bir görüntüde sınır yoktur. Peki, evren için aynısını söyleyebilir miyiz? Oyunların çözünürlüğü olduğu gibi gerçek hayatın da bir çözünürlüğü vardır. İçinde bulunduğumuz evren boyutsal sonsuz değildir en küçük mesafeye Planck mesafesi adını veririz. Evrenimizin en küçük pixel değeri diyebileceğimiz bu uzunluk 1.6 * 10-35 metre civarındadır.

           Çift yarık deneyini hepimiz lise yıllarında fizik dersinde işledik. Kısaca özetlemek gerekirse tek yarık ve çift yarıkla yapılan deneylerde, maddenin dalga ve ya tanecik hareketi yaptığını anlarız. Elektronun dalga hareketi gösterdiğini, fakat yarığın önüne yerleştirilen bir gözlem aracı olduğu zaman tanecik hareketi gösterdiğini biliyoruz. Gözlendiğini hissediyormuşçasına hareket yapısını değiştiren elektron için bilgisayar oyunlarından örnek verebiliriz. Mesela GTA 5 oynadığınızda herhangi bir sokakta koşturan insanlar ve ilerleyen arabalar görürsünüz ancak bu oyunun tamamında değil sadece sizin bulunduğunuz sokaktadır. Böylece oyun donanım yükünden tasarruf yapar. Yani biz eğer simülasyonda yaşıyorsak televizyonu açmayı isteyene kadar aslında kumanda ve televizyon yok olur ve siz istediğinizde anlık olarak tekrar var olur. Bu deneydeki elektron hareketinin gözleme göre değişmesinin temel nedeni de simülasyon teorisinde böyle açıklanır.

           Çoğumuz Matrix filminden dejavu sahnesinin bir sistem hatası olduğunu hatırlarız. Filmde de olduğu gibi dejavu ve zihinsel hastalıklar simülasyondaki hatalı yazılmış bir kod olabilir. Belki de çoklu kişilik bozukluğu aslında birkaç karakterin tek vücuda yüklenmesinin bir sonucudur. Benzer şekilde bunama gibi birçok hastalığın açıklaması simülasyon teorisi ile yapılabilmektedir.

SİMULASYON TEORİSİ KARŞITLARI

            Simülasyon teorisini destekleyenler olduğu kadar karşıtları da bulunmakta. Max Tegmark, simülasyon teorisini fizikteki yetersizliğimizi ve beceriksizliğimizi örtmek için kullanıldığını düşünmekte. Oxford Üniversitesinden Dmitry Kovirzi, evrendeki elektron sayısının bu kadar kapsamlı bir simülasyon için yetersiz olduğunu düşünüyor. Ayrıca Sean Carroll bir konferansta şunları dile getirmiştir:

 

Diyelim ki bu kadar gerçekçi simülasyonlar yapabilen bir tür evrimleşti. Bu türün simüle ettiği türlerin de simülasyonlar yaratma becerisi olacaktır. Ancak simüle edilen bir medeniyetin, kendilerini simüle edenler kadar yüksek bir işlemci gücü olmayacaktır. Dolayısıyla daha alt seviye simülasyonların çözünürlüğü daha düşük olacaktır. Üst seviye simülasyonlar ne kadar güçlü işlemci gücüne sahip olursa olsun, her zaman “aşırı düşük” çözünürlüklü simülasyonlar olan alt evrenler bulunacaktır.



             Çoğumuzun hayatına dolaylı yoldan dönemin ufuk açıcı filmi Matrix ile giren simülasyon teorisi gelişen teknoloji ile hayatın gerçekçiliğine dair getirilmiş acı bir eleştiridir. Her ne kadar bilim-kurgudan bozma bir teori gibi gözükse de teknolojik ve bilimsel gelişmelerin genel olarak teorinin varsayımlarını destekleyici yönde olması hepimiz için düşündürücüdür. Bazı düşünürler simülasyon teorisini kanıtlamanın simülasyonu sona erdireceğini söylerler çünkü simülasyon başarısız olarak kabul edilecektir. Bu sebeple bu teorinin bilinmemesinin daha mantıklı olduğunu savunurlar. Bunların hepsi şu anlık teoride kalmak ile birlikte zamanın bize ne göstereceğini bilemeyiz. Yüz yıl önce ölen bir insan nasıl bu günleri tahmin edemiyorsa bundan yüzyıl sonrası bizim için bir bilinmezdir.

İnternet sitesi http://kulturmantari.org/
Yazı oluşturuldu 4

Bir Cevap Yazın

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

%d blogcu bunu beğendi: