burun gogol

NİKOLAİ GOGOL- BURUN ( BİR KİMLİK ARAYIŞ HİKAYESİ)

NİKOLAİ GOGOL’UN KISA BİYOGRAFİSİ

     Nikolai Gogol bugünün Ukrayna’sında doğdu. 19 yaşında, Gogol, oyunculuk kariyerinde hüsrana uğrayacağı St. Petersburg’a taşındı. Oyunculuktan sonra, Gogol bir şair olarak çalıştı, ancak bu kariyer yolu tam anlamıyla alevler içinde yükseldi: 1828’de şiirlerini içeren tüm kitap ve dergileri satın aldı ve bir daha asla başka bir şiir yazmayacağına yemin ederek tüm şiir kataloğunu ateşe verdi. . Bir dizi akademik işte çalıştıktan sonra Gogol, 1830’lar boyunca kısa öykü yazarı olarak başarıya ulaştı. 1840’ların başında, ilk ve tek romanı Ölü Canlar’ı yazdı. Ölü Canlar’ın ( Dead Souls ) yayınlanmasından kısa bir süre sonra Gogol yazmayı bıraktı ve manevi huzuru bulma arayışına girdi. Sonunda derin bir depresyona giren Gogol, yayınlanmamış el yazmalarını yaktı ve 42 yaşında açlıktan öldü.

BURUN KİTABININ YAZILDIĞI DÖNEM

     Gogol, operaya yaptığı katkılarla hatırlanan Rus Aydınlanması döneminde “Burun” u yazdı. Yine de sanata yapılan bu yatırıma rağmen Ruslar, büyük servet eşitsizlikleri ile dikte edici bir imparatorluk yönetimi altında yaşadılar. Topluma yönelik herhangi bir eleştiri, sansür ve olası tutuklamaları da beraberinde getireceği için, Gogol Rus toplumunu eleştirmek için hiciv sanatını ustalıkla kullandı. “Burun”, dolaylı olarak, toplumu refah durumu ve meslek grubuna göre sınıflara bölen Sıra Tablosu’nun (Table of Ranks) bir eleştirisini bu kitap aracılığı ile sunuyor.

BURUN KİTABI KAPSAMLI ÖZETİ

     1836 yılında kısa hikâye tarzında yazılan;  sosyal statüsüne takıntılı olan Kovalev ile onun burnunun olağandışı garip hikâyesini anlatan “Burun”  kitabı, 3 bölümden oluşuyor. Hikâye, sarhoş berber Ivan Yakovlevich’in, kahvaltıda ekmeğinde bir burun bulmasıyla birlikte başlar. Burnu görür görmez, burnun bir müşterisi olan Kovalyov’a ait olduğunu anlar. Ivan’ın karısı burnu evde istemediğini söyler ve yasal sorunlardan korktuğu için(ekmeğinde burun bulan bir insanın yasal sorunlardan korkması J), burnu nehire atmaya karar verir. Burnu Neva Nehri’nden attığı sırada bir polis memuru tarafından yakalanır. Polis ne yaptığını sorunca rüşvet vermeye çalışır ama polis reddeder. Birinci bölüm belirsizliklerle dolu bir şekilde sonlanır.

     Absürt hikâyemizin ikinci kısmında, başkarakterimiz Kovalyov bir sabah uyanıp aynaya baktığında burnunun yerinde hiçbir şey olmadığını, onun yerine dümdüz bir yüzey olduğunu görür. Dehşete kapılan ve kafası karışan Kovalyov, mendille yüzünü kapatarak polis ofisine gitmek için yola çıkar(burnu kaybolan her insanın vereceği ilk tepki!). Yolda giderken burnunu, kendisinden daha yüksek rütbeli biri gibi giyinmiş bir halde kiliseye girerken görür. İlk başta burnuna yaklaşmaya korkup(rütbe farkından dolayı) sonrasında burnuna, geri dönmesini istediğini söyler. Ancak Burun kendisinin bir karakteri olduğunu ( bunu kendi rütbesiyle Kovalyov’u ezerek söyler) ve geri dönmesi gibi bir durumun olamayacağını söyler. Kovalyov o sırada gördüğü güzel bir kız yüzünden dikkati dağıldığı için Burun’u tekrar kaybeder. Derhal polisin evine gider ve orada olmadığını görür. Sonrasında aklına gazeteye ilan vermek gelir ancak gazete görevlisi bunun çok mantıksız olduğunu (Kovalyov’in yüzünü görmesine rağmen), yayınlarsa gazetenin itibar kaybı yaşayacağını ve bu sebeple haberin yayınlanamayacağını söylediğinde Kovalyov doğrudan polis müfettişine gider. Polis müfettişi Kovalyov’i suçlar ve ona yardımcı olamayacağını söyler. Tam ümidini yitirmişken, birinci bölümdeki polis görevlisi Burun’u şehirden kaçmaya çalışırken yakaladığını söyler ve Kovalyov’e teslim eder. Garip bir şekilde burnu yeniden cansız ve küçük boyuttadır. Kovalyov’un bu büyük sevinci çok uzun süremeyecektir çünkü burnunu, yüzüne tekrar takamaz. Bunun için doktora gittiği zaman ise doktor bunun olamayacağını ve Kovalyov kabul ederse burnu satın alabileceğini söyler. Kovalyov öfke ve hüzün içerisinde teklifi reddeder ve başına neden böyle bir şey gelmiş olabileceğini düşünür. Aklına daha önce kötü davranıp evlenmekten kaçındığı bir kızın annesi gelir ve ona mektup yazarak laneti kaldırması gerektiğini söyler. Mektubu alan kadın hiçbir şey anlamayıp kızıyla evlenmesini istediğini tekrar edince Podtochina’nın, kızın annesi, suçsuz olduğu anlaşılır ve Kovalyov bu bahtsız durumu kabullenir.

     Üçüncü ve son bölümde Kovalyov bir sabah uyanır ve burnu yüzüne geri dönmüştür. Bu durumu sevinçle karşılar ve tıraş olmaya gider. Sanki daha öncesinde burnu hiç kaybolmamış gibi alt tabakadaki insanları aşağılamaya ve kadınlara kötü davranmaya devam eder. Anlatıcı, hikâyenin tuhaf ve açıklanamayan öğelerine inanmanın çok zor olduğunu kabul eder. Yine de anlatıcı, hikâyenin doğru olduğunu savunur ve hikâyeyi şöyle sonlandırır: “Dünyada bu tür olaylar nadiren de olsa oluyor.”

     Az önce okuduğunuz, absürtlükte çıtayı bir miktar yükseltmiş “Burun” kitabının özetinden sonra “ya ben ne okudum, bu saçma şeyler ne manaya geliyor” diyorsanız şimdi kitabın incelemesini yaptığımız asıl önemli kısım olan analiz kısmına geçelim. Kitaptaki göz ardı ettiğimiz çoğu ayrıntının,  çok farklı manalara geldiğini okuyunca siz de şaşıracaksınız.

SOSYAL STATÜ – GÖRÜNÜM, MODA, KIYAFETLER VE SAYGINLIK ELEŞTİRİSİ

     Sosyal statü Gogol’un “Burun” kitabında eleştirdiği temel değerlerden biridir. Kitabın yazıldığı sırada, Rus bürokrasisi, Rusların hükümete hizmet etmesiyle birlikte halkın statü atlayıp soylu olabileceğini düşündüğü abartılmış bir sistemdi. Bu sebeple bürokrasi içindeki pozisyonlara gereksizce önem verilir ve bağlı kalınırdı. “Burun” bu bağlamda sosyal statü, rütbe ve sınıf takıntısının kesin bir eleştirisini biz okurlara sunmaktadır. Kitabın ismiyle birlikte kitabın odak noktasının insan vücudu olması beklenirken, kitap onları örtbas etmek için kullandığımız şeylere odaklanıyor; kıyafetlere. Kıyafetler, 19. yüzyılın başlarında Saint Petersburg’da sosyal rütbenin merkezinde yer alır ve Gogol bunu hikayesinde hicveder. Örneğin, hikayenin ikinci kısmında Kovalyov burnuyla karşılaşır ancak burnunun neye benzediğini bize anlatmaz, sadece ne giydiğine odaklanır. Hatta garip bir şekilde burnuna yaklaşmaya çekinir çünkü kendisinden daha üstün bir tarzda kıyafet giymiştir. Bir başka deyişle, kıyafetin içindeki kim ya da ne olursa olsun(hatta kendi burnun bile olabilir), rütbesi senden daha yüksekse sorgulanmaksızın senden daha özgür, medeni ve seçkindir. Yine burnu yakalayan polisin dediğine göre burnu ilk bakışta tanıyamamış ve ancak gözlüğünü takıp dikkatli baktıktan sonra burnun bir insan değil sadece bir burun olduğunu fark edebilmiş. İnsanlar, Gogol’un dünyasında ve belki de bizim dünyamızda, başkalarıyla etkileşimde bulunurken giysilerimizin gösterdiği rütbe ve saygınlıktan başka bir yere bakmamaya fazlasıyla isteklidir. Dekor, toplumun önemli bir parçasıdır, ancak biz, giydiğimiz kıyafetin giysiden başka bir şey olamayacağının farkında olup, tüm dikkatimizi çekmesine izin vermekten kaçınmalıyız.

 KIRILGAN MASKÜLİNİTE- ÖZGÜVENSİZLİK VE KİMLİK KAYBI

     Kovalyov’un burnu kadınlar üzerinde egemenlik kurmaya çalışan kırılgan maskülinitenin(erkeksilik) simgesidir. Anlatıcının da açıkladığı gibi, Kovalyov rütbe noktasında takıntılıdır ve kendi unvanını (müfettiş) rüşvetle kazandığı için rütbesi konusunda özgüvensizdir. Bu yüzden hikayede de gördüğümüz gibi Kovalyov maskülinitesini kullanarak kırılgan egosunu güçlendirmek ya da örtbas edebilmek için sürekli olarak kadınları manipüle eder, onları obje olarak görür ve kendi üstünlüğünü kabul ettirmeye çalışır. Burnunu kaybettiğinde ise kadınlara yaklaşmaya dahi korkar ve çapkınlıklarını yapamaz duruma gelir. Kilisede gördüğü güzel kadına rağmen geri adım attığı kısımda bunu görebiliriz. Bir başka deyişle burnun yokluğu ile birlikte, kendi aşağılık ve kırılgan erkekliği açığa çıkar ve hem kadınlara hem de erkeklere karşı daha geri planda ve ezik durumda kalır. Bunlar da gösterir ki burnun kendisi erkekliği temsil eder. Hikayenin bizce en ilginç kısmı ise kitabın sonlarına doğru Kovalyov’un burnunu başka erkeklerin burnuyla kıyaslayıp, kendi burnunun büyüklüğüyle övündüğü ve kendini üstün gördüğü kısımdır. Biraz garip gelmesiyle birlikte burun-penis benzetmesi bu kısım için en güzel ve olası yorumdur.

     Hikayenin bir başka eleştirdiği nokta ise insanlardaki kimlik algısıdır. O dönemin Rusya’sında insanların, birinin kimliğini dış görünüşü ve kıyafetiyle belirlemesi Gogol tarafından eleştirilmiştir. Dış görünüş karakter ilişkisi halk içinde o kadar oturmuştur ki, burun kendinin bir insan olmadığını sadece bir kıyafet aracılığı ile gizleyebilmiştir. İşte tam olarak bu yüzden görünümdeki herhangi bir değişimi karakterde de olduğu gibi görebiliriz. Kovalyov’un burnu olmadığı zamanlardaki insanlara karşı tavrı ile, burnu varken ki tavrı arasındaki değişim açıkça görülebilir. Karakter görünüme göre şekillendiği için burnunun yokluğu Kovalyov’un sergilediği üstün insan(!) karakterini de imha eder. Ve kitabın sonunda burnunu tekrar elde ettiğindeki eski karakterine tekrar bürünmesi bize şunu gösterir ki Kovalyov ve onun gibi insanlar karakterlerini tecrübeye göre değil tamamen dış görünüşe göre oluştururlar. Bu kimlik kaybı kişinin kendine yabancılaşmasına dönüşür ve aslında kim olduğu bilincine varamaz. Çünkü kişinin benliğini hissiyatı tamamen başkalarının ne düşündüğüne yani rütbe ve kıyafetlere bağlıdır. Ayrıca başkarakterimizin özellikle belirttiği “ burnum olmasa da en azından onun yerine başka bir şey olsaydı dümdüz olmasaydı”  düşüncesi ne kadar alt veya kötü de olsa toplumda bir yerinin olmasının önemini vurguluyor ve aslında Kovalyov’un en büyük korkusunun görünümsel kötülük değil toplumsal dışlanmışlık olduğunu belirtiyor.

BEDEN POZİTİVİZMİ

          Burun, onsuz da yaşayabileceğimiz bir organdır. Yani burnumuz olmazsa temel olarak çekeceğimiz sıkıntı kokuda ve bir nebze tat almada olurdu. Ancak Gogol bize şunu gösteriyor ki burun olmadan yaşayabilmemiz burnun değersiz olduğunu göstermez. Hikaye boyunca yiyecek, çiçek ve koklama temalarını ara sıra görüyoruz ve Kovalyov’un bunlardan zevk alamayacağını biliyoruz. Bu temalardaki yoksunluk duygusunu kullanarak, Gogol bu hikayede özellikle görünüme odaklanmış Batı kültürünün eleştirisini tek önemli şeyin görünüm olmadığını anlatarak yapıyor. Ayrıca bu hikaye Gogol’un düşüncelerini (kendi burnunu sevmemesi ve burnun bir kişinin anatomisinin en önemli parçası olduğu düşüncesi) bildiğimiz zaman daha da fazla anlam kazanıyor. Bir başka deyişle, onlar bizi yüzüstü bırakana kadar ya da bir sabah uyanıp bir parçasının kaybolduğunu görene kadar bedenlerimizi düşünmeyiz. Gogol’un hikayesi, en azından bize göre, onları önemsememiz ve her zaman onlara minnettar olmamız gerektiği mesajını taşıyor gibi görünüyor.

ABSÜRTLÜK VE REALİZM

     Ve “Burun” kitabı deyince olmazsa olmazlardan absürtlük ve realizm…

     Kitap “Bir gün St. Petersburg ’ta olağandışı garip bir olay yaşandı.” diye başlar. “Burun” kitabında büyülü gerçeklik tekniği (olağandışı olayların gerçek hayattaki bir mekânda olağan bir durum gibi yaşanması) kullanılmaktadır. St. Petersburg’da geçen hikayede, burnun olayın akışına göre boyut değiştirebilir olması, duruma göre insan gibi konuşup duruma göre cansız bir duyu organı olması kitabın absürtlüğüne absürtlük katan diğer olaylardır. Ayrıca hikayeyi anlatan sesin hikayedeki en heyecanlı olayların ortasında hikayeyi anlatmayı bırakıp gereksiz detaylarda boğulması hem absürt bir durum olup, hem de okurların olay örgüsüne yönelik klişe yazı beklentisine de hicivsel bir eleştiridir. Gogol adeta okurla dalga geçmektedir. Hikayedeki bir diğer garip durum ise karakterlerin reaksiyonlarıdır. Burnunu kaybeden bir insanın gazeteye haber vermesi ya da polise gitmesi tabiki beklenen bir tepki değildir. Bürokrasiye tapan bir toplumun, büroksiyle ilgili işleri bağımlılık haline getirip, adeta dini bir ritüel gibi uygulaması Gogol tarafından eleştirilmiştir. Bunların yanı sıra, kullanılan bir diğer teknik ise normalleştirmedir. Örneğin Kovalyov burnunun kaybolduğunu görünce ilk fazla votka içtiğini düşünüp sonrasında ise kullandığı bir kızın annesine suç atarak saçma bir durumu mantık çerçevesinde yorumlamayı denemiştir. Bu durum da aynı şekilde hikayenin anlaşılmaz ve absürt bir kısmıdır. Ayrıca hikayedeki bilgi boşlukları; burnun ekmeğin içine nasıl girdiği, dereden nasıl çıktığı, nasıl boyut değiştirdiği vs. hikayenin sonunda açıklanmamış olup, hikayedeki mantık akışına yönelik beklentiyi de kırmaktadır.

     Açıkçası her bir ayrıntısın ayrı bir yorumlanmaya sebep olduğu “Burun” kitabı, Gogol’un yaşadığı dönemde başını belaya sokmadan yapabileceği olası en kaliteli toplumsal eleştiridir. Absürtlük ve hiciv denince ilk akla gelebilecek kitaplardan biri olan “Burun” kendinden sonra, bu türdeki kitaplar için ilham kaynağı olmuştur. Şunu da biliyoruz ki bu kitabı düşünmeye ne kadar çok zaman ayırırsak, tam olarak ne anlama geldiğine dair aklımıza o kadar çok fikir gelir. Gogol’a edebiyat dünyasına kazandırdığı bu değerli eser için yapılabilecek en güzel şey onu doğru bir şekilde anlamaya çalışıp ders çıkarmak olacaktır. Eğer siz de hala okumadıysanız bu komik ve sıra dışı hikayeye bir şans vermenizi öneririz.

     Bu ilk yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Umarız ki kültürlü bir mantar olma yolunda sana yardımcı olabilmişizdir. Daha fazla yazı için takipte kalmayı unutmayın. Her zaman dediğimiz ve diyeceğimiz gibi:

EN BÜYÜK DEVRİMLER BİR MANTARIN KÜLTÜRLENMESİYLE BAŞLAR

İnternet sitesi http://kulturmantari.org/
Yazı oluşturuldu 4

Bir Cevap Yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

%d blogcu bunu beğendi: