Füruğ Ferruhzad: İran’ın Ayrıksı Şairi

“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla

Füruğ Ferruhzad, kendi toplumunun ersel egemenliğinden yazdığı şiirlerle sıyrılıp hayata tutunan Tahran doğumlu 20. yüzyıl İran şairi, üstte alıntılanan dizenin de bizzat sahibi. Edebiyatla ilgilenen hemen hemen herkes bu mısraya mutlaka bir yerlerde rastlamıştır. Zannımca, Füruğ karşınıza mutlaka bir yerlerde çıkmıştır. Belki onunla aynı acıları sırtlamış, aynı sevinçleri paylaşmışsınızdır; belki onunla aynı yalnızlıktan yakınmış, aynı günahları işlemişsinizdir. Ama Füruğ, Farsçada ismi ışık anlamına gelen o asi kadın, hayatınızın bir noktasından mutlaka yürüyüp geçmiştir.

Füruğ düşünürken

1934 yılında Tahran’ın şiddetli soğuğuna kar tanesi gibi bir bebek düşer. Şah Rejimi’nde asker olan Binbaşı Mohammed Ferruhzad’ın kızı dünyaya gelir. Babamız gelenek ve göreneklere düşkün, oldukça kıskanç ve mesleği gereği otoriter birisidir. (Sonradan öğreneceğimiz üzere, bu yüzden Füruğ ile yıldızları hiç barışmaz.) Füruğ, Mohammed’in sevgisi ve baskısı arasında sıkışıp kalır ve bu ikilemde yıllarını geçirir. Bu süre zarfında o, okumaktan, düşünmekten ve yazmaktan başka hiçbir şey yapmaz. Babasının zengin kütüphanesinde saatlerini harcar; şiirle burada tanışır ve sonradan hayatını değiştireceği fikirlerinin temellerini burada atmaya başlar. Lakin Mohammed’in kütüphanesi Füruğ’un bilgi açlığını doyurmaya yetmez. Bu nedenle anlaşabileceğini düşündüğü ve kendine “entelektüel” görünen ilk kişiyle on yedi yaşındayken evlenir, karikatürist Perviz Şapurla..

“Bu karanlıktan ve suskunluktan yorgun

Dedim ki ey uyku, başparmağın yeşil bahçelerin anahtarı

Gözlerin, dinginliğin balıklarının karanlık havuzu

Ağlayan çocukluğumun yarattığı yükü çekip al

Ve beni unutmanın peri suretli ülkesine götür”

füruğ ferruhzad

Perviz Şapur, Ferruhzad ailesinin akrabasıdır ve Füruğ’dan da yaşça büyüktür. Çiftin “Kamyar” adında oğulları olur. Evliliklerinde başlarda hiçbir sıkıntı yokmuş gibi görünse de, zaman geçtikçe bu ilişkide çatlaklar oluşmaya başlar. Çünkü Perviz’in davranışları ve düşünceleri Füruğ’un babasının fikirlerinden pek de farksız değildir. Diğer bir deyişle, Füruğ yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Yayınlanması için dergiye verdiği “Günah” şiiri de bu çatlakların iyice derinleşmesine sebep olacaktır.

             GÜNAH
"Günah işledim lezzet dolu bir günah
Titreyen esrik bir tenin yanında
Tanrım ne bileyim ne yaptım ben
O karanlık susku dolu zulada
...
Kırmızı şarap camda oynadı
Gözlerinde heves yalazlandı
Yumuşak yatakta benim bedenim
Göğsünde onun sarhoşça kıvrandı

Günah işledim lezzet dolu bir günah
Alevli yangılı bir kucakta
Günah işledim kinci, sıcak
Ve demirsi iki kol ortasında."

Bu şiir bir itiraf niteliğindedir. Füruğ’un evliyken şiiri gönderdiği derginin baş editörü Nasir Hodayar ile yaşadığı yasak ilişkiyi yakında herkes öğrenecek, toplum da çareyi onu ötekileştirmekte bulacaktır. Çünkü Füruğ o dönemde hiçbir kadının yapamadığı şeyi yapmıştır. O, toplumunun göz ardı ettiği kadın cinselliğini gün yüzüne çıkarmış ve kendisini de arzunun baş köşesine koymuştur. Erotizmin dönemin eserlerinde yer edinmesi bile söz konusu değilken, bir kadın şair kendi şehvetini tüm çıplaklığıyla kaleme alma cesaretini göstermiştir. Bu şiir bir başkaldırıdır, isyandır; bu şiir kendini keşfetmenin en yokuşlu yoludur.

Günah’tan sonra Füruğ’un hayatında hiçbir şey yolunda gitmez.

İran basını Füruğ’un şiirlerine erotik içerik gözüyle bakar ve onlara hak ettiği değeri göstermez. Nasir Hodayar da bu kötü şöhreti kullanarak Füruğ ile ilişkisini bir reklam aracı haline getirir. Onunla yaşadıklarını pornografik bir dille yazıya aktarıp dergilere yollar. Tüm bu yaşananlardan sonra Füruğ’un babasıyla arası iyice açılır. Zaten yeterince sıkıntılı olan aile ilişkileri iyice düğümlenir, çözülemez hale gelir. Bunun yanı sıra, Füruğ üzerinde kurduğu baskılara dayanamadığı için eşi Perviz’den de evliliklerinin üçüncü yılındayken boşanır. Dönemin yasaları gereği Kamyar’ı bir daha göremeyecektir çünkü biricik oğlunun velayeti babaya verilmiştir. İran’ın ayrıksı şairi daha öpüp sarılmalara bile doyamadığı bir yaşındaki oğluna ancak bu şiirle veda etme fırsatını bulur:

“Seni istiyorum ve biliyorum ki

Gönlümce kucaklayamayacağım

Sen, aydınlık ve el değmemiş gökyüzüsün

Ben, bu kafesin köşesinde bir kuşum, tutsağım”

Füruğ, üst üste gelen bu sıkıntılara karşı dirayetini yeterince koruyamaz ve intihar etmeyi dener. Ardından, hastanede bir süre depresyon teşhisiyle tedavi görür. Klinikten çıktığında ise artık yanında ne ailesi vardır, ne de çocuğu. Yalnız ve kendine yetebilen bir kadın olarak İran’ın tozunda toprağında yaşamı kovalayacaktır. Toplumunun aşağılamaları ve acımasızlıklarıyla, onların yozlaşmış gelenek ve görenekleriyle örtülü kozasını bir hışımla yırtarak ışığa çıkmanın zamanı gelmiştir çünkü.

Hayatının dönüm noktasında İbrahim Gülistan ile tanışma fırsatını yakalar.

1957 yılında Duvar adlı şiir kitabını piyasaya sürer ve bu kitabı eski eşine ithaf eder. Hemen ardından Füruğ, döneminin önemli bir öykücüsü ve yönetmeni olan İbrahim Gülistan ile tanışır. İkili birbirini hem sanat hem ilişki konusunda oldukça üst seviyeye taşır. Füruğ bu dönemde oldukça verimlidir. O, kendini keşfetmenin yeni yollarını bulmuştur. Onun şiirleri daha anlamlıdır artık ya da dünyaya bakışı daha bir umutludur.

“Kıyısındayım pencerenin ve güneşle bağlantıda”

İbrahim Golestan’ın etkisiyle sinemaya merak salan Füruğ, 1962 yılında “Ev Karadır” adlı kısa belgeselin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlenir. Belgeselin yapımcısı da, kuşkusuz, İbrahim’den başkası değildir. Bu belgesel cüzzamlıların yaşadığı uzak bir alanda çekilmiştir ve onların tecrübe ettikleri onca acıya rağmen hayata nasıl umut dolu baktıklarına, varoluşlarını ne denli sevgiyle kucakladıklarına odaklanır. Kaderin bir oyunuymuş gibi Füruğ, gelecekte evlat edineceği, cüzzamlı bir ailenin çocuğu Hüseyin ile de tam da bu yerde tanışacaktır. Hüseyin, onun hasretine dayanamadığı biricik oğlu Kamyar’a o kadar benziyordur ki; Füruğ onu öz evladından ayırmadan sevip sayar.

Füruğ Ferruhzad ile evlat edindiği oğlu Hüseyin

Füruğ başına gelecekleri hissetmiş olabilir miydi?

"Yine tarayabilecek miyim saçlarımı rüzgarda 
Yine menekşe dikebilecek miyim bahçelere  
Ve sardunyaları  
Pencerenin ardındaki gökyüzüne dizebilecek miyim?  
Dans edebilecek miyim yine kadehler üzerinde?  
Acaba yine kapının zili bir ses beklemeye sürükleyecek mi beni?  
Anneme dedim ki: "bitti artık!"  
Hep düşündüğünden önce gerçekleşir olacak olan  
Gazeteye başsağlığı ilanı vermeliyiz."

Güzel şair, 1967 yılında “İnanalım Soğuk Mevsiminin Başlangıcına” adlı şiir kitabı üzerinde çalışmalara başlar. Yukarıda alıntıladığım şiir de onun son kitabıyla aynı adı taşır. Belki o çetrefilli fakat bir o kadar da tutkulu yaşamının sonlanacağının ayırdına bu şiirle kendisi de varmıştır. “Ve ben öyle doluyum ki namaz kılıyorlar sesimin üstünde” derken de ölüme uzaktan uzaktan selam verir.

Göç vakti yakındır.

Füruğ 13 Şubat 1967 tarihinde, başlangıcı olmasa da soğuk bir mevsimde, karşısına çıkan çocuk aracına çarpmamak için yoldan sapar ve duvara çarpar. Bu esnada başına ağır bir darbe alır, hastaneye bile götürülemeden hayatını oracıkta kaybeder. Yaşamı boyunca yazdığı şiirlerden ve savunduğu fikirlerden dolayı cenazesi iki gün boyunca bekler, din adamları bunun sorumluluğunu üstlenmek istemez. Onlar için Füruğ şehvet düşkünü, insanların aklını karıştıran, dinsiz imansız bir kadından başkası değildir. İki gün sonra, onun cenazesi bir yazar tarafından kıldırılır.

O, kadının varlığını ayaklar altına alan ve ona hak ettiği değeri göstermeyen bu coğrafyada yalnızca 32 yıl hayatta kalabilmiştir. Bu 32 yıllık yaşamını tümüyle sanata adamış, durmadan çalışıp didinmiş ve bize miras olarak biri yarım kalmış beş şiir kitabı, iki belgesel ve çizdiği birkaç resmi bırakmıştır. Füruğ, yaşama olan inancını hayatının hiçbir döneminde yitirmemiş ve bunu şiirlerinde dillendirmekten de hiçbir zaman çekinmemiştir. Hep şiire sığınmıştır, hep umuda koşmuştur. Yüzündeki gülümseme hiç eksik olmamıştır. Onun için yaşamak hep bir nimet olmuştur.

"Gül, bülbül ve şiir ülkesinde
Yaşamak bir nimettir
Hele ki 
Varlığın yıllar yıllar sonra kabulleniliyorsa"

Işıklar içinde uyu Füruğ.

Füruğ’un eserlerini daha yakından incelemek için;

Vedat Sakman’ın, Füruğ Ferruhzad’ın şiirini şarkılaştırdığı Yolum Yok parçasına buradan ulaşabilirsiniz.

Kalpadem’in, Füruğ Ferruhzad’ın şiirini şarkılaştırdığı Küçük Hüzünlü Peri parçasına buradan ulaşabilirsiniz.

Füruğ Ferruhzad’ın yazdığı ve Kenan Işık’ın okuduğu O Günler şiirine buradan ulaşabilirsiniz.

Füruğ’un kendi şiiri Yeryüzü Ayetleri’ni seslendirdiği kayda buradan ulaşabilirsiniz.

Görsel Kaynakları:

https://www.birgun.net/haber/furug-ferruhzad-cesur-ve-unutulmaz-268160

Yazı oluşturuldu 3

Bir Cevap Yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

%d blogcu bunu beğendi: