ele geçirilen ev

ELE GEÇİRİLEN EV (A HOUSE TAKEN OVER)- JULİO CORTAZAR

JULİO CORTAZAR KİMDİR?

Arjantin’in en büyük yazarlarından biri olan Cortázar, 1914’te Ixelles, Brüksel Bölgesi‘nde doğdu. Arjantin’de eğitim gördü. 1938’de Presencia adlı şiir kitabı yayınlandı. Üniversitede öğretim görevlisiyken Peron yönetimine karşı girişilen eyleme katılınca hapse girdi, daha sonra üniversiteden ayrıldı. İlk kısa öykü kitabı Bestiario 1951’de yayımlandı. UNESCO‘da çevirmen olarak çalışmak üzere Paris’e yerleşti, en ünlü kitaplarını da bu kentte yazdı. Öykülerinde fantastik öğelere yer veren, gerçek dünyayla olağandışı yaşantıları iç içe geçiren Cortázar’ın edebiyat dışında ilgilendiği şeyler arasında mitoloji, antropoloji, psikoloji, boks, sinema ve fotoğrafçılık da vardır. Ele Geçirilen Ev kitabının yazarı, 1979 yılında Hollandalı ressam Pat Andrea ile birlikte La Puñalada/ El tango de la vuelta başlıklı Arjantin Cuntası’nı eleştiren kitabı yazdı.Julio Cortázar 1984 yılında Paris’te öldü.

ELE GEÇİRİLEN EV (A HOUSE TAKEN OVER) ÖZETİ

     Bu yazımızda Julıo Cortazar tarafından yazılan 3-4 sayfalık bir kısa hikayeyi ele alacağız. A House Taken Over, döneminin önemli yapıtları arasında yer alıp, doğru yorumlandığı zaman hepimizin kendini bir nebze bulabileceği imgesel bir hikayedir.

     Hikaye basitçe 3 kısımdan oluşmaktadır. Hikayemiz Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te, Irene isminde bir kız ve ismi bilinmeyen bir erkek kardeşi arasında geçmektedir. Erkek kardeşin aynı zamanda anlatıcı olduğu hikayede iki kardeş nesillerdir ailelerinin yaşadığı bir evde birlikte yaşamaktadır. Erkek kardeş kısa süre önce eşini kaybetmiştir, kız kardeş ise talipleri olmasına rağmen reddetmiştir, bu yüzden ikisi de kırklı yaşlarında ve bekardır. Ailelerinden kalma bir arsada tarımdan elde ettikleri gelir sayesinde çalışmak zorunda değillerdir. Bu sebeple ikisi de günlerini temizlik yaparak ve hobileri ile uğraşarak geçirir. Irene, genel olarak örgü örmeyi severken, erkek kardeş Fransızca kitaplar okuyarak vakit geçirir. Monotonluğu yaşam tarzı olarak belirlemiş bir aile ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.

     Hikayemizin seyri, erkek kardeşin bir gün kız kardeşine çay demlerken evin içinde bir ses duyması ile değişir. Sesi duyar duymaz, sesin duyulduğu kısımdaki kapıyı kapatır ve kitler. Sonrasında kaldığı yerden çayı demleme eylemine devam eder ve kardeşine çayı uzatıp evin içinde birileri ya da bir şeyler olduğunu ve bu sebeple de kapıyı kilitlediğini söyler. Kardeşi umursamazca “Emin misin?” der ve bu olay normal bir olaymışçasına yaşamaya devam ederler. Ayrıca evin o kısmına hiç girmezler. Sadece biraz üzülürler çünkü kitaplar ve örgüler “diğerlerinin” olduğu kısımda olduğu için alamazlar ve hobilerinde uzak kalırlar. Bir yandan da artık evin daha küçük bir bölümünü temizleyecekleri için de mutludurlar çünkü daha az yorulacaklardır. Hikaye devam ettikçe ara sıra sesler duyarlar ama “diğerleri” hakkında asla konuşmazlar ve evin o kilitli kısmına asla gitmezler.

     Hikayemizin son kısmında erkek kardeş diğerlerinin seslerini, evin kilitli olmayan kısmında duyar ve Irene’ye söyler. İki kardeş evi hemen terk eder ve anahtarı da kanalizasyona atar. Ve bu yaptıkları son hareketin açıklaması olarak da, herhangi bir talihsiz adamın bu evi ele geçirmesini istemedikleri olduğunu açıklarlar. Hikayenin sonunda başka açıklama yapılmaz ve belirsizlikler içinde hikayemiz sonlanır.

     Hikaye, özetinden de görüldüğü gibi yorumlamaya açık imgesel bir tarzda yazılmıştır. Eğer diğerleri kimdir? , neden kilitli kısma hiç gitmediler? , anahtarı kanalizasyona atmalarının sebebi ne? gibi soruları merak ediyorsanız kitabın analizini yaptığımız Analiz kısmına diğer sayfada bakabilirsiniz.

ELE GEÇİRİLEN EV(A HOUSE TAKEN OVER) DETAYLI ANALİZ

     Ele Geçirilen Ev kitabının imgeselliği farklı yorumları da beraberinde getirir. Yorumlanmaya bu kadar açık bir hikayenin birden çok yorumunun olamaması garip olurdu herhalde.

     Yorumlamaya başlamadan önce, yazım tekniğinden bahsetmekte fayda var. Önceki yazımızda da bahsettiğimiz büyülü gerçekçilik tekniğini burada da görmekteyiz. Olaylar mantık dahilinde başlayıp, bilinmeyen varlıkların evi ele geçirmeye çalışması ile akıldışı bir hale bürünmeye başlar.

     Gelelim diğerlerinin kim olduğuna ve bu iki kardeşin, neden onların kim olduğunu öğrenmeye çalışmadığına.

     Buradaki gördüğümüz “diğerlerinin” saldırganlığına karşılık ev sahiplerinin pasifliği; özgürlükleri kısıtlanan bir halkın, kendi diktatörünü pasif bir şekilde onaylamasına yönelik yapılmış bir alegoridir. 1944 yılında yayımlanan bu kitap ayrıca, dönem burjuvalarının krizde tarafsız kalmayı ve hatta saldırılara karşı uyumla yaklaşmayı savunan fikirlerine karşı yazılmış üstü kapalı bir eleştiri hikayesidir. Yani diğerlerinin baskıcı ve saldırgan yönetimi, kardeşlerin ise pasif ve korkmuş halkı temsil edildiği söylenilebilir.

     Hikayeyi ilk başta saçma bulmak doğaldır ama hikayeye ayna görevini yükleyip kendinizi gördüğünüz zaman saçmalığın yerini hayranlık alıyor. Hikayede kardeşlerin, diğerleri hakkında hiç konuşmayıp onların yanına hiç gitmemesi korku ve korku durumundaki tepkiyle alakalıdır. Onlar evlerinin kesin olarak ve geri döndürülemez bir şekilde ele geçirildiğini düşünüyorlar. Bu yüzden konfor kaybını sorgulamak yerine sadece mevcut durumu kabul ediyorlar çünkü aklın bu aşamada bir fayda etmeyeceğini düşünüyorlar. Eğer durumu kabul etmezlerse, korkularını yenip, belki de kaybedecekleri bir savaşa girmeleri gerekecek. Bu gerçekten cesaret isteyen mücadeleye başlamak yerine sessiz, pasif ve ezik bir şekilde büyük evdeki küçük odayı kabulleniyorlar. Peki bu korku ve pasifliğin birbirine destek verdiği süreçte biz nasıl tepki verirdik acaba. Hikayeyi okurken ne saçma dediğimiz tepkilerin ne kadarını günlük hayatta kendimiz veriyoruz? Hayatımızda bizi kısıtlayıp kurallar koyan ve “bizim kendi hikayemizdeki diğerleri” olan dini, toplumsal, ahlaki ve kültürel normları ne kadar sorgulayıp uygun olmayanlara ne kadar karşı çıkıyoruz? İşte bunların cevabı okurun kendisinde. Elbette, böyle bir hikayenin ardındaki anlam oldukça özneldir ve her zaman büyük ölçüde okuyucunun geçmişine ve koşullarına bağlı olacaktır.

     Diğerleri kısmında ayriyeten bir daha değinmek istiyorum. Son zamanlarda popülerliği fazlaca artan distopik bilim kurgu dizisi Black Mirror’un 3. Sezon 5. Bölümünde askerlerin masum insanları acımadan öldürebilmesi için gözlerine çip taktırılır. Böylelikle masum insanlar askerlerin gözüne bir canavar olarak görünür ve askerler vicdan azabı çekmeden öldürebilirler. Tarih boyunca çeşitli ırksal, dini ve siyasi görüşler aracılığı ile insanlar birbirini hiç tanımadan başka insanları etiketleyip onlarla düşman oluyorlar. Bu etiket bazen bir insanın ten rengi, bazen eteğinin boyu ve ya kafasındaki örtü, bazen ise savunduğu bir siyasi görüş olabiliyor. Hikayede gördüğümüz “diğerlerini” etiketleme ise sadece ses aracılığı ile yapılmıştır ve bizce yazarın bu kitaptaki en sağlam eleştirisi diğerlerine yönelik ön yargısal değerlendirmenin bizzat kendisidir.

     Evet saygıdeğer KÜLTÜR MANTARI okuyucuları, Julio Cortazar kısa ve basit bir hikaye yazmış, bu da bizi daha çok soru ve cevaplarla baş başa bırakmıştır. Hikayenin herhangi bir yerinde, uzaktan yakından ne olduğunu veya ne olacağını açıklamaya başlayan bir yer yoktur. Bu, ne olduğu ve ne olacağı konusunda kendi hayal gücümüzü kullanmaya bırakıldığımız, harika bir kısa hikaye bizce. Umarız büyük ve derin anlamlar barındıran bu küçük hikayeyi okumadıysanız en yakın zamanda okursunuz.

Daha fazla yazı için takipte kalmayı unutmayın. Her zaman dediğimiz ve diyeceğimiz gibi:

EN BÜYÜK DEVRİMLER BİR MANTARIN KÜLTÜRLENMESİYLE BAŞLAR

İnternet sitesi http://kulturmantari.org/
Yazı oluşturuldu 4

Bir Cevap Yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

%d blogcu bunu beğendi: