NAZİLER

BİR ÜSTÜN IRK PROJESİ: NAZİLER

          Naziler 1933’te Almanya’da seçimle iktidara geldi ve kendi ırksal görüşlerine göre ırkçı bir rejim kurdular. Bu rejimin niyetini anlamak için ayrıntılı bir inceleme yapacağız. Öncelikle, Hitler insan evrimine inanıyordu. Resmi Nazi okul müfredatı belirgin bir şekilde evrimi kapsayan biyolojik insan evrimini öğretiyordu. Nazi antropologları, insan evrimini aynı şekilde onayladılar ve evrimi kendi ırksal ideolojilerine entegre ettiler. Nazi bilimsel dergileri de insan evrimi ve ırk ideolojisi üzerine yapılan araştırmalara destek verdi. Nazilerin dünya görüşünü SS üyeleri ve askerler arasında telkin etmek için tasarlanan Nazi materyalleri, ezici bir şekilde Nazilerin evrime inandıklarını ve evrime yön vermek istediklerini kanıtlıyor.

          Naziler yalnızca insanların primatlardan evrildiğine değil aynı zamanda Aryan ve İskandinav (bu iki terim eşanlamlı kullanıldı) ırkının doğal seçilimi etkileyen haşin iklim şartları yüzünden daha yüksek bir seviyeye evrildiğine inandılar. Spesifik olarak, Kuzey-Orta Avrupa’da Buzul Çağı boyunca sert iklim koşulları varoluş mücadelesini keskinleştirerek zayıfların yok olmasına ve yalnızca en kuvvetli olanı terk etmesine neden olduğu için İskandinav ırkının daha üstün hale geldiğine inanıyorlardı. Irkların farklı evrimsel gelişiminin ırksal eşitsizlik için bilimsel kanıt sağladığına ve bu farklı ve eşitsiz insan ırklarının kaçınılmaz bir varoluş mücadelesine hapsedildiklerine karar verdiler. Bununla birlikte, kendi ırklarının varoluş mücadelesinde zafer kazanmasının yolunun yarışan ırklardan daha üretken bir şekilde üremek ve toplumun genişleyebilecek daha fazla “yaşam alanı” (Lebensraum) kazanmaktı, bu nedenle Sovyet Rusyayı kolonize etmek istediler. Üstelik birçok Nazi Darwinizm’in kolektivist bir ideali desteklediğini savundu. Tüm bunlar Nazi politikalarını derinden etkiledi ve öjeni, engellileri öldürme, “yaşam alanı” arayışı ve ırksal imha yöntemlerine zemin oluşturdular.

NAZİLER

          Darwincilerin çoğu, bildiğimiz kadarıyla, insanların son birkaç bin yılda önemli ölçüde değişmediğini kabul ederken aynı şekilde evrimsel antropolog Otto Reche, insan ırklarının son 20 ila 30.000 yılda önemli ölçüde değişmediğini kabul etti. Bu durumda da Lamarkizmi reddederek ve katı kalıtım konusunda ısrar eden Nazi ırk kuramcıları, zamanlarının en iyi bilimiyle tutarlıydı.

          Darwin, Türlerin Kökeni’ni yayınlamadan önce yazan Gobineau, Aryan ırkının diğer tüm ırklardan üstün olduğu fikrine katkıda bulundu. Ayrıca ırksal karışımın zararlı etkiler yarattığını iddia etti. Darwinizm hiçbir ilgisi olmamasına rağmen Yahudi düşmanlığı Nazizimde önemli bir unsurdu ve ırk karışmasını engellemek için başta Yahudilere karşı olmak üzere ırkı koruma kanunları çıkartıldı.

          Hitler yazılarında ve konuşmalarında düzenli olarak evrim, yüksek evrim, varoluş mücadelesi, yaşam mücadelesi ve seçilim gibi Darwinci kavramlara başvurdu. 1937’de yaptığı bir konuşmada, yalnızca insan evrimine olan inancını ifade etmekle kalmadı, aynı zamanda Haeckel’in, embriyolojik gelişimindeki her organizmanın evrim tarihinin önceki aşamalarını tekrarladığı kuramını da onayladı. Hitler:

Bugün birkaç on yıla sıkıştırılmış milyonlarca yıllık evrimin her bireyde kendini tekrar ettiğini bildiğimizden, bu modernist sanatın “modern” olmadığını anlıyoruz.

diyerek modernist sanatçıların evrimin daha ilkel bir aşamasında kalan atavist bireyler olduğunu iddia etti.

Hitler Kavgam’daki bu pasajında insan popülasyonunda evrimin devam ettiğine olan inancı açıkça görülebilmektedir.

Günlük ekmek mücadelesinde, zayıf ve hasta olan veya daha az kararlı olan herkes teslim olurken, erkeklerin kadın için mücadelesi, yalnızca en sağlıklı olanlara neslini devam ettirme hakkı veya fırsatı verir. Ve mücadele her zaman bir türün sağlığını ve direniş gücünü iyileştirmenin bir yoludur ve bu nedenle daha yüksek evriminin bir nedenidir.

          Hitler, 1920 tarihli bir konuşmasında “Neden Antisemitleriz” diye açıkladığı üzere, İskandinav ırkının evrim geçirdiğini ve üstün hale geldiklerini açıkça düşünüyordu. Hitler, İskandinav ırkının temel özelliklerini, özellikle sıkı çalışma eğilimini ve ahlaki yapısını, aynı zamanda sert kuzey iklimi nedeniyle fiziksel cesaretini de geliştirdiğini tahmin ediyordu. İklimin biyolojik özelliklerde doğrudan bir değişikliğe neden olduğunu kabul etmiyordu. Aksine, sert iklimde yalnızca en güçlü, en çok çalışan ve en işbirlikçi bireylerin hayatta kalabileceğini ve özelliklerini bir sonraki nesle aktarabileceğini düşünüyordu. Zayıf ve hasta olanlar ile gayretle çalışmayı reddedenler varoluş mücadelesinde can verirken bu mücadele, İskandinav ırkını daha misafirperver iklimlerde gelişen ırklardan daha güçlü ve üstün kıldı. Açıkçası, Hitler, İskandinav ırkının her zaman var olduğunu ya da bozulmamış, değişmeyen bir durumda yaratıldığını düşünmüyordu. Bu üstünlük zamanla oluşmuştu. Hatta ve hatta Naziler Alman halkının birçoğunun bile Aryan olduğuna inanmıyordu.

          Evrimsel biyoloji, Naziler iktidara gelmeden çok önce Alman biyoloji müfredatına iyice yerleşmişti. Darwinci evrim açıklaması, Alman okullarında öğretilen en önde gelen kuramdı. Nazi rejimi altındaki biyoloji müfredatı, insanların ve ırkların evrimi de dahil olmak üzere evrimi vurgulamaya devam etti. 1938’de Milli Eğitim Bakanlığı okullara resmi müfredat için bir el kitabı yayınladı. Bu el kitabı, “seçme ve eleme” yoluyla gelişen insan ırklarının evrimi de dahil olmak üzere, evrimi öğretmeyi zorunlu kılıyordu. Öğrencilerin evrimi ve yasalarını kabul etmeleri gerektiğini, ilkel ve çağdaş insan ırklarının nasıl ortaya çıktığını, Darwinci dünya görüşünün siyasi sonuçlarını ayrıntılı bir şekilde öğrenmesi gerekiyordu. Bu biyoloji müfredatı üçüncü ve dördüncü sınıflarda bitki ve hayvan evrimini ve beşinci sınıfta insan evrimini öğretmeyi gerektiriyordu. Üst sınıflarda biyoloji eğitimi için gerekli on konudan biri evrimdi. Dersler için önerilen etkinliklerden biri, primatları görmek için bir hayvanat bahçesi ziyaretiydi. Bu faaliyetin açıklığa kavuşturduğu gibi, Nazi rejiminde döneminde Alman çocukları, primatları evrimsel akrabaları olarak görmeye teşvik edildi.

          Nazi ırk bilimcileri ortak atalara rağmen ırkların birbirlerinden farklı değerlere sahip olduğunu ve tüm insanların eşit değerde olduğuna dair siyasi bir savın olamayacağını belirtti. Nazi rejiminin hedeflerine ancak Darwinci seçme ve eleme yöntemleriyle yani kalıtımsal olarak daha değerli bir çocuğa sahip olmak ve kalıtsal olarak aşağı olanın çok az çocuğa ya da hiç çocuğa sahip olmaması ile ulaşabileceğini savundular. Naziler ırk içi ilişkilerde ise bireyciydi ancak bir Çinli veya Zencinin bir İskandinav bireyle ilişkisinde kolektivist tutuma sahiplerdi. Dr. Karl Astel, Nazizmin en büyük başarılarından birinin, insanların doğa kanunlarına tabi olduğunu ve dolayısıyla biyolojik evrimi ilerletebileceğini kabul etmesi olduğunu iddia etti. Kuzey ırkının, Buz Devri’nin neden olduğu varoluş mücadelesi ve yoğun seçilim yoluyla geliştiğini belirtti. Sert koşullar, zayıfların yok olmasına, yalnızca daha güçlü olanların yeniden üretilmesine neden olmuştu. İskandinav olmayan ırkların daha aşağı olduğunu çünkü bu kadar katı bir mücadeleye katlanmadıklarını ileri sürdü.

          Naziler yalnızca halkı eğitmek için değil aynı zamanda askerleri eğitmek için de materyaller yayınladı. Bazı askeri broşürler insan türünü korumak ve geliştirmek için varoluş ve seçilim için ırksal mücadelenin önemini defalarca vurguladı. Yazarlar, İskandinav ırkının hâlihazırda en yüksek evrimleşmiş ırk olduğunu savundular, ancak insan türünü daha da geliştirmeyi hedeflediler. Siyaset bilimcilere göre de eğer Naziler savaşı kazansaydı muhtemelen tarihteki birçok siyasi ideolojinin yapamadığı ‘’yeni insan’’ yaratma idealini gerçekten başaracaklardı. Bu durumda akla birçok soru gelebilir. İnsan doğa kanunlarının bilincinde olan tek canlı ve kendi türünün evrimine yön vermemesi için onu engelleyecek bir şey yok. Naziler artık yok ancak fikirlerinin hala yaşadığı görülebilir. Gen bilimciler hala insanı değiştirme amacıyla genlerimizdeki kusurları iyileştirmeye çalışıyorlar. Çağımızda bilimin ilerlemesi, piyasaların başarısı ve makineleşmeyle birlikte insanları yoğun doğal seçilime maruz kalmadan nesillerinin devam ettirebiliyorlar. Naziler bunu fark ettiler ve yapay bir yoğun seçilim ortamı oluşturmaya karar verdiler. Hitler’in Kavgam’da da tek bir cümle ile dediği gibi:

NAZİLER

Zayıfa acımak doğaya ihanettir

Sonuç

          Nazi yetkilileri ve SS antropologları, İskandinav ırkı da dahil olmak üzere insanların primatlardan daha doğrusu ortak atadan evrimleştiği konusunda hemfikirdi. İskandinav ırkının bugün biyologların daha büyük seçilim baskısı olarak adlandırdıkları şeyle karşı karşıya kaldığı için diğer ırklardan daha yüksek bir zeka, fiziksel yetenek ve sosyal dayanışma seviyesine evrildiğine inanıyorlardı. Bu yoğun seçilim baskısı, zayıf ve hastalıklı olanları ayıklayan ve İskandinav ırkını yaymak için yalnızca en parlak ve en iyi olanı bırakan Buz Devri’nden kaynaklanıyordu. Öjeni, kısırlaştırma ve diğer ırk politikaları ile İskandinav ırkının daha da yüksek noktalara gelişmesine yardımcı olacak bir araç olarak gördüler. Genel olarak, bu fikirler sadece Nazi fikirleri değildi, Naziler iktidara gelmeden önce birçok önde gelen Alman biyolog ve antropoloğun düşünceleriyle uyumluydu.

          Kesinlikle Darwinci olmayan aryan üstünlüğü, ırklar arası cinsel ilişkiyi yasaklayan kanunlar, Yahudi düşmanlığı, ilerleyen insan evrimine duyulan ihtiyaç, ırkların varoluş mücadelesinin kaçınılmazlığını ve bu mücadelede başarılı olmak gibi pek çok unsur Darwinizm ile sentezlendi. Nihayetinde Nazi rejiminin tek bir hedefi vardı: insan türünü biyolojik olarak iyileştirmek, yani insan evrimini ilerletmek.

Yazı oluşturuldu 1

Bir Cevap Yazın

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

%d blogcu bunu beğendi: